DİLENCİ
İsa, yaz tatilinde her Cuma babasının yanına camiye giderdi. Babası namaza girdiğinde babasının yerine geçer, tuvaletleri kullananlardan para alırdı. Ama asıl ilgisini çeken şey orada olup bitenleri izlemekti; neredeyse her hafta ayrı bir olaya tanık oluyordu. Önceki hafta birinin ayakkabısı çalınmış, adam tahta takunyalarla ortalıkta dolaşmak zorunda kalmıştı.
Babası onu namaz vakti gelip çağırana dek oraları dolaşıyor, bahçenin içinde dışında olup bitenleri izliyordu. Her Cuma dış kapının önü seyyar satıcı ve dilencilerle doluyordu. Camiye gelenlerin kalabalığına seyyar satıcıların ve dilencilerin kalabalığı da ekleniyordu.
Seyyar satıcılar üç tekerlekli arabalarının üzerinde türlü sebze ve meyve satıyorlardı. Hedefleri, cemaat camiden çıktığında arabalarının üstündeki her şeyi mümkün mertebe bitirmekti. Ana giriş kapısına yakın bir yere gelmeye çalışsalar da bunu başaramıyorlardı; çünkü dilenciler onlardan çok daha erken gelerek kapının girişini sağlı sollu kapmış oluyorlardı.
İsa camiye geldiğinde önce babasının yanına uğradı, daha sonra dış kapıya doğru yürüdü. Ana giriş kapısından dışarı çıktığında kapının önünün tamamen dilencilerle dolu olduğunu gördü. Seyyar satıcılar da ileride yan yana dizilmişlerdi. İsa kenarda bekleyerek girişteki dilencileri izlemeye koyuldu. Bu hafta nedense gözüne daha çoklarmış gibi göründüler. Kucağında bebek taşıyan; sağlıklı görünmesine karşın giydiği eski elbiselerle kendini gelen geçene acındırmaya çalışan; pantolonunu sıyırarak kesik bacağını yere serdiği mendilin yanına uzatan; tanınmamak için sadece gözleri görünecek şekilde tülbentleriyle yüzlerini örten dilenciler vardı.
Tüm bu dilenciler arasında bir de yer kapma yarışı vardı. Erken gelenler kapının hemen çıkışında oturuyordu; geç gelenler yer bulamayınca caminin iç taraftaki girişine oturuyorlardı. Ancak yolu kapattıklarından imam, dilencilerin bahçeye girmesini yasaklamıştı. Dilencilerse bu yasağı sürekli çiğniyorlardı.
İsa'nın babası fırsat buldukça gelip bahçede oturan dilencileri uyarıyor, onları dışarı çıkmaya davet ediyordu. Dilenciler söylene söylene dışarı çıkıyor; namaz bitip cemaat dağılmaya yakın yeniden içeri giriyorlardı.
Namaz başladığında herkes sözleşmiş gibi hem içerisi hem dışarısı birden sessizleşiyordu. Seyyar satıcılar arabalarının başında beklerken dilenciler yerlerinde hareketsiz oturuyordu. İsa da o sırada babasının yerine geçmiş, tuvaletin başında bekliyordu.
Namaz bitip İsa'nın babası yerine dönünce İsa da tekrar bahçeye çıktı. Dış kapıya doğru yürürken caminin içerideki ana kapısının önündeki hareketlilik dikkatini çekti; o tarafa yaklaşıp izlemeye başladı.
Müezzin ve camide yatılı kalan iki talebe, giriş kapısının önüne yere bir örtü sermişlerdi. Camiden çıkanlara “Camiye yardım, camiye yardım! Allah rızası için camiye yardım!” diye seslenerek para topluyorlardı. Camiden çıkanlar da bu çağrıya sessiz kalmayarak örtünün üzerine peş peşe kâğıt paralar atıyordu; kısa sürede örtünün üstü atılan paralar bir tümsek oluşturdu.
Bu para toplanan yerin az ötesinde ise yaşlıca bir dilenci yere bir mendil sermişti; mendil üzerinde birkaç bozuk para duruyordu. Camiye yardım için para atanlar bu dilencinin önünden, orada öyle biri yokmuş gibi geçip gidiyorlardı. Dilenci, bir yandan az ötesindeki dağ gibi birikmiş paraya, bir yandan da kendi önündeki üç beş bozuk paraya baktı.
“Allah rızası için bana da verin, ben de fakirim, benim de ihtiyacım var, bana niye vermiyorsunuz?” demeye başladı. Buna rağmen yine de kimse oralı olmayınca sesini biraz daha yükseltti: “Yav, hep oraya atıyorsunuz, biraz da buraya atsanıza; bana niye vermiyorsunuz?”
Bunu duyan müezzin dilenciye ters ters baktı; “La havle vela...” deyip işine devam etti.
Dilenci bir kez daha, ama bu kez biraz daha uzun bir süreyle para yığınına baktı. Sonra önündeki mendili, üzerindeki bozuk paralarla birlikte öfkeyle buruşturup cebine koydu ve homurdanarak oradan ayrıldı.
İsa da arkasına bile bakmadan kapıdan çıkıp giden yaşlı dilencinin ardından baktı ve doğru zamanda ama yanlış yerde tezgâh açtığı için dilenci adına üzüldü.

